Gülşen-i Raz

Açıklama
Yazar
Yorumlar
Satış
Açıklama

İslamî ilimlerin muhtelif branşlarında telif edilmiş eserlerden bazılarına farklı zaman ve coğrafyalarda birden çok şerh yazıldığı olmuştur. Yine şerhi çokça yapılmak ve şerhe konu olmak bakımından etrafında şerh geleneği oluşmuş birçok eser vardır. Bu bağlamda zikredeceğimiz eserlerden biri de Mahmûd-ı Şebusterî’nin Gülşen-i Râz’ıdır.

Kemiyetçe küçük; ama keyfiyetçe çok değerli olan bu manzum eser, değişik ilmî çevrelerce ilgi görmüş, tasavvufî ve edebî klasikler arasında yer almıştır. Yazıldığı tarihten itibaren birçok âlim, sûfî ve şaire ilham kaynağı olan bu eserin tüm beyitlerinin şerhi yanında, müstakil beyitlerinin şerhinden oluşan veya ondan iktibas yoluyla oluşturulan birçok eser kaleme alınmıştır. Yazılan bu eserler, İslam edebiyatına ve tasavvuf felsefesine renk katmıştır.

Bu şerhlerle zenginleşen literatürün Osmanlı’dan Cumhuriyet’e intikal devresindeki dikkate değer bir numunesine A. Avni Konuk’un üslûbu ve fikriyatıyla tanıklık ediyoruz. Elinizdeki bu eser, Gülşen-i Râz’ın A. Avni Konuk tarafından yapılmış tercüme ve şerhinin tahkik ve ilavelerle günümüz Türkçesine aktarılmış hâlidir.

Ömrünü, Ekberî ve Mevlevî geleneklerinin anlaşılmasına hasreden A. Avni Konuk'un bu uğurda yaptığı çeviriler ve şerhler son yıllarda okuyucuların istifadesine sunulmaktadır. Doç. Dr. Cengiz Gündoğdu tarafından tahkik edilerek neşre hazırlanan elinizdeki bu titiz çalışma da dinî-tasavvufî kültürümüzün yapı taşları olan eserlerin günümüz okuyucusuna kazandırılması niyetinin bir ürünüdür. 

Yazar

Mahmûd-ı Şebusterî

Mahmûd-ı Şebusterî’nin tam adı ve künyesi Şeyh Sa‘düddîn Mahmûd b. Emînüddîn Abdülkerîm b. Yahyâ Şebusterî’dir. Tebriz’in kuzeybatısında bulunan Şebuster’de dünyaya gelmiştir. Doğum tarihi kesin bilinmemekle beraber daha çok 687/1288 veya 720/1320 tarihleri gösterilmektedir.

Gazân (1295- 1304), Olcaytu (1304-1316) ve Ebû Sa'id Bahâdır Hân (1317-1335) zamanında yaşayan Şebüsterî’nin doğduğu Tebriz, İran edebiyatı, kültürü ve tasavvufunun ana merkezlerinden biridir. Şebüsterî’nin çocukluk dönemi ve sonrasında bölgedeki babaların ve sûfî pirlerin mevcûdiyeti, Tebriz’de tasavvufî açıdan hareketli bir muhit oluşturmuştur.

Eğitimini bu çevrede yetişmiş meşhur âlim ve sûfilerden ikmâl eden Şebüsterî’nin tedris dâiresinde üstâdı, hayâtı hakkında pek bilgi bulunamayan sûfî Şeyh Emînüddîn-i Tebrîzî , manevî mürebbisi ve mürşidi ise Bahâeddîn Ya‘kûb-ı Tebrîzî ’dir.

Fıkıhda Şâfi’î, itikada Eş’ârî olan Şebüsterî, Kübrevî neş’esine sahip bir sûfî, şâir ve düşünürdür. Gerek manzum gerekse mensur eserlerinde ağırlıklı olarak tasavvuf, kelâm ve felsefe konuları üzerinde durmuştur.

Şiirde uslûb ve ifâde olarak Ebû Saîd-i Ebu’l-Hayr, Ferîdüddîn- i Attâr (ö. 5829-632/1193-1234 tarihleri arası) ve Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin (ö. 672/1273) aşk ve vecd yolu üzere olduğu görülmektedir. Doktrin ve formulasyon açısından da İbnü’l-Arabî’nin (ö. 638/1240) etkisinde olduğu için İbnü’l- Arabî düşünce ve terminolojisini Farsça şiire dâhil eden muhakkik sûfîlerden biri olarak kabul edilmektedir. İbnü’l-Arabî etkisi özellikle Saadet-nâme adlı eserinde gözlenmektedir. “Fütûhâtü’l-Mekkiyye’den ve Füsûsu’l-Hikem’den “Azdan çoktan hiçbir şey bırakmadım” diyerek İbnü’l-Arabî’ye mensûbiyet ve meclûbiyetini ortaya koyan Şebüsterî, Gülşen-i Râz’da Emîr Hüseyin’in (ö.729/1329) sorularına cevaplar verirken Fütûhâtü’l- Mekkiyye ve Füsûsu’l-Hikem’deki “dil” ve uslûbu kullanmıştır.

Nazarî-irfânî geleneği takip ederken felsefeye bakışı genellikle menfi olan Mahmûd-ı Şebusterî, İbn Sînâ başta olmak üzere Meşşâî filozofları değerlendirmede Gazzâlî ile aynı çizgide buluşur.

Teknik anlamda mürşitlik yapmasa da sohbet ve vaazlarıyla irşâd faaliyetlerini sürdüren Şebüsterî, Gülşen-i Raz’da (beyt: 906-907) da ifâde ettiği gibi inzivâyı seven, şöhretten hoşlanmayan bir yapıya sâhiptir.

Şebüsterî, kısa ömrüne rağmen Bağdat’tan Endülüs’e Şam’dan Kafkaslar’a kadar pek çok İslâm ülkesini gezmiştir. Sa‘âdetnâme’de Mısır, Şam ve Hicâz’ı dolaştığını, şeyhler ve âlimlerle görüştüğünü anlatmakta, onlardan nakiller yapmaktadır. Kaynaklarda Kirman’a gittiği, orada evlendiği, çocukları ve torunları olduğu, bunların da “Hâcegân ” diye tanındıkları rivâyet edilmekte ancak âilesi hakkında daha fazla malûmat verilmemektedir.

Vefât tarihi, 718-719-720/1319-1320-1321 olarak gösterilmekte, vefât ettiğinde 35-37 yaşlarında olduğu söylenmektedir13. Kabrinin, mürşidi Bahâeddîn Ya‘kûb-ı Tebrîzî ’nin kabri yanında, “Gülşen-i Pehlevî” adı verilen bahçe içerisinde bulunduğu bildirilmektedirler. 

Yorumlar

YorumlarYorum Yaz

Yorum Yaz

Satış

İthal Kâğıt  -  Flexi Kapak  -  28,00 TL  -  978-605-5457-20-4