Ahmed Avni Konuk

Anasayfa » Mütercimler » Ahmed Avni Konuk

Mevlânâ muhibbi, İbnü’l-Arabî meftunu, mutasavvıf, müellif, şârih, şâir ve bestekâr yönleriyle temayüz etmiş olan Ahmed Avni Konuk, 1285/1868 yılında İstanbul’da doğmuştur. Babası Kâdî Ali-zâde İbrahim Efendi’nin mahdûmu Mûsâ Kâzım Bey, annesi Buhârâlı Hâfız Mustafa Efendi’nin kızı Fatma Zehrâ Hanımdır. Dokuz yaşındayken önce babası, kısa süre sonra da annesini kaybetmiştir.

İlköğrenimini (İbtidâî Mektebi) tamamladıktan sonra Galata Rüştiyesi’ne girmiştir. 1884 senesinde Galata Rüştiyesi’nin dördüncü sınıfından ayrılarak Dârüşşafaka’nın üçüncü sınıfına kaydını yaptırmış ve 1890’da buradan mezun olmuştur. 23 Temmuz 1890 tarihinde II. Abdülhamîd Han’ın irâdesiyle Galata ‘İttihâd Postahânesi’ posta memurluğuna tayin olmuştur. Bu arada ‘cami’ derslerine’ devam etmiştir. Galata Posta memuru iken girdiği ‘Mekteb-i Hukûk-i Şâhâne’yi 1898 senesinde birincilikle bitirmiştir.

Eğitimi süresince Arapça, Farsça ve Fransızca öğrenmiştir. Galata postanesindeki memuriyetinde ilerleyerek 1920 yılında müdür muavini olmuş, 1930-1933 yılları arasında idarenin hukuk müşavirliğini yapmıştır. 11. 05. 1933 tarihinde emekliliğe ayrılmıştır.

 

1904’te Mesnevîhan Selânikli Mehmed Esad Dede ’ye intisap ederek Mevleviyye tarîkatına girmiştir. Mürşidinin Çayırlı Medrese ’deki hücresinde verdiği derslere devam etmiş, burada Tâhirülmevlevî ve Abdülhay Öztoprak Efendilerle birlikte temayüz eden üç öğrenciden biri olmuştur. Mehmed Esad Dede ’den Farsça öğrenmiş ve Mesnevî’yi okuyarak icâzet almıştır. Bu yıllarda Fâtih Türbedârı Ahmed Amiş Efendi ’nin sohbetlerine de katılarak manevî beslenmesini sürdürmüştür. Memuriyeti süresindeki mesai saatleri dışındaki vakitlerini tasavvufi konularda çalışarak geçiren Ahmet Avni Konuk, sûfî düşüncesini, entelektüel bir duruş ile temsil etmiştir.

Aynı zamanda şâir ve besteci olan Ahmet Avni Konuk, bestelediği eserlerin güftelerini genellikle kendi yazmıştır. Musikiyi Eyyûbî Zekâi Dede ’den öğrenmiştir. Hocasından meşk ettiği dinî ve din dışı formdaki eserleri en küçük ayrıntısına kadar hâfızasında koruyarak bu eserle rin gelecek nesillere aktarılmasında köprü vazifesi görmüştür. Hacı Kirâmi Efendi’den mûsiki meşk etmiş, gençlik yıllarında Zekâi Dede’nin talebelerinden M. Suphi Ezgi ve Rauf Yekta Bey’le de beraber çalışmıştır. Nota bilmemesine rağmen dilkeşîde ve bend-i hisar makamlarını terkîb etmiş, 119 makamı kâr-ı nâtık biçiminde bir araya toplamıştır.

 Konuk elimizdeki en iyi güfte mecmualarından birisi olan Hânende’nin77 toparlayıcısıdır. En iyi güfte dergisi olan bu eserini, yirmi sekiz yaşında yayınlamıştır. Onun önemli bir özelliği de artık kullanılmayan makam ve usûlleri edvâr kitaplarındaki tariflerine göre yeniden ele alıp kullanmasıdır.

 ‘Dil-keşide’, ‘Bûselik-aşîran’ ve ‘Rûy-i Irak’ makamlarından bestelediği ‘Mevlevî âyini’ni, Mevlevî mûsikisine kazandırmıştır. 1964 senesinde Konya’da tertip edilen Şeb-i Arûs kutlamalarında ‘Rûy-i Irak’ âyini okunmuş ve Unesco tarafından kayıt altına alınıp çoğaltılarak ilim ve sanat merkezlerine gönderilmiştir. 40 adet bestesinin, 3 âyin dışında olanları dinî mûsiki değildir.

Konuk, tasavvuf başta olmak üzere mûsiki, felsefe, edebiyat, matematik alanlarında geniş bilgi sahibi olmuş bir entelektüeldir. Şöhreti sevmeyen mütevazi bir kişiliğe sahip olduğu için Türkiye’de pek fazla bilinmediği halde dinî, içtimaî saha da ve mûsiki gibi alanlarda sorulan sorulara verdiği cevapların İstanbul Robert Koleji Bülteni’nde yayımlanmasının ardından bazı şarkiyatçılar tarafından tanınmıştır.

Aynı zamanda şâir olan Ahmet Avni Konuk, telif, tercüme ve şerh türü eserlerinde yer alan Arapça ve Farsça beyitlerin, rubailerin bir kısmını nazmen Türkçe’ye çevirerek şâirlik kudretini de göstermiştir.

Te’lif, tercüme ve şerhleri ağırlıklı olarak vahdet-i vücud düşüncesini merkeze alan eserlerden oluşmaktadır. Bu da onun daha ziyade İbnü’l-Arâbi’nin sistemleştirdiği vahdet-i vucûd, merâtib-i vucûd gibi konularda yoğunlaştığını ve bu düşüncenin anlaşılmasına yönelik çaba harcadığını göstermektedir.

İbnü’l-Arabî, Mevlânâ, Şebüsterî, Irakî, Sâbirî, en-Nesefî ve Zekâi Dede ’nin yer aldıkları irfan bahçesinin bağ-bânı olmayı seçmiş bir hâfız, mutasavvıf, müellif, şârih, şâir ve bestekâr olan Konuk, yıkılan bir imparatorluğun “mistik aklını” kayıt altına almakla, değişen dil ve dünya şartlarında Osmanlı-İslâm Medeniyeti’ne mahsus dilin dilini muhafaza etmekle “özel olarak görevlendirilmiş” gibidir.

Ömrünün son demlerinde Emine Hâdiye hanımla evlenmiştir. 20 Mart 1938 tarihinde vefat etmiş ve Merkez Efendi Kabristanı’na defnedilmiştir.

Ahmet Avni Konuk’un çoğunluğu tasavvufî mahiyette olan telif, tercüme ve şerh türü eserlerinin sayısı otuzdan fazladır. 

Mütercimin Buradaki Kitapları

Gülşen-i Raz

İslamî ilimlerin muhtelif branşlarında telif edilmiş eserlerden bazılarına farklı zaman ve coğrafyalarda birden çok şerh yazıldığı olmuştur. Yine şerhi çokça yapılmak ve şerhe konu olmak bakımından etrafında şerh geleneği oluşmuş birçok eser vardır. Bu bağlamda zikredeceğimiz eserlerden biri de Mahmûd-ı Şebusterî’nin Gülşen-i Râz’ıdır. Kemiyetçe küçük; ama keyfiyetçe çok değerli olan bu manzum eser, değişik ilmî çevrelerce ilgi görmüş, tasavvufî ve edebî klasikler arasında yer almıştır. Yazıldığı tarihten itibaren birçok âlim, sûfî ve şaire ilham kaynağı olan bu eserin tüm beyitlerinin şerhi yanında, müstakil beyitlerinin şerhinden oluşan veya ondan iktibas yoluyla oluşturulan birçok eser ...

Detaylar

Lemaât

Lemaât XIII. yüzyıl Anadolu coğrafyasında kaleme alınmış bir sûfî metnidir. Döneminde ilgiyle karşılanmış olan bu metin, Sadreddîn Konevî tarafından Fusûsu’l-Hikem’in lübbü/özü olarak nitelenir. Bu yüzden olsa gerek, ilgili literatürdeFusûs’un Fars dilinde yapılmış bir şerhi olarak anılır. Gerçi eser sistematik anlamda bir Fusûs şerhi değildir, ancak eserdeFusûs’un bâzı cümlelerine rastlanması ve eserde tamâmen zuhûra gelişin tasvîrine dönük bir dil kullanılması böyle bir kabûlün doğmasına yol açmış olmalıdır. Lemaât, aşkı merkeze koyan sûfî metinleri içerisinde çığır açıcı bir yeri bulunan Ahmed ...

Detaylar