Ebubekir Subaşı

Anasayfa » Yazarlar » Ebubekir Subaşı
<p>1965 yılında Erzurum ilinde doğdu. İk ve orta &ouml;ğretimini Erzurum&#39;da tamamladı. 1986 yılında Atat&uuml;rk &Uuml;niversitesi Edebiyat Fak&uuml;ltesi Doğu İlleri b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; bitirdi.</p> <p>1986 yılında İstanbul&#39;a gelerek yayıncılık, terc&uuml;me, tashih ve redaksiyon gibi işlerle uğraştı. 1990 yılı Mart ayında Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel M&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; Osmanlı Arşivi Başkanlığı&#39;nda &ccedil;alışmaya başladı.</p> <p>Bu arada kendi adına kitap telifine başladı. Bir traftan da Arap&ccedil;a, Fars&ccedil;a ve Osmanlıca yeminli m&uuml;tercimlik işleriyle uğraştı ve bu hususlarda dersler verdi.</p> <p>Osmanlı eğitimi hususunda T&uuml;rk&ccedil;e ve Arap&ccedil;a eserler kaleme aldı. Tarih bilimi ve edebiyatı birbirine mezc ederek bir&ccedil;ok tarihi roman kaleme aldı..</p>

Yazarın Buradaki Kitapları

OSMANLI TÜRKÇESİ VE TARİHİ DERİNLİĞİ

T&uuml;rk Dilinin en son, en m&uuml;him ve m&uuml;kemmel eseri hi&ccedil; ş&uuml;phesiz b&uuml;t&uuml;n bir insanlığa m&acirc;l olmuş olan Osmanlı T&uuml;rk&ccedil;esi&rsquo;dir. Nitekim bu şive sadece T&uuml;rkler i&ccedil;in değil, b&uuml;t&uuml;n bir Osmanlı coğrafyası ve M&uuml;sl&uuml;man milletler i&ccedil;in de vazge&ccedil;ilmez bir hazinedir. Zira o sadece bir milletin değil, bir medeniyetin vazge&ccedil;ilmezidir. Bu irfan haz&icirc;nesi ve hayat damarı bug&uuml;n ve bu haliyle artık bize kendisini feth etmeyi &acirc;det&acirc; dayatmaktadır. M&acirc;lumdur ki, harf ve dolayısıyla k&uuml;lt&uuml;r değişikliği bir din ve medeniyet değiştirmek gibi haklı ve mecburi bir sebebe dayanabilir. Ancak son iki-&uuml;&ccedil; asırdır &ouml;zellikle bizim coğrafyamızda bu hususlardaki garip değişiklikler ne yazık ki g&uuml;c&uuml;n kaybedildiği bir heng&acirc;ma denk gelmiştir. Her ne ...

Detaylar

Allah'ın Arslanı Hazreti Hamza

Av d&ouml;n&uuml;ş&uuml; K&acirc;be&#39;ye kavuşmak ve tavaf etmek ayrı bir haz verirdi Hamza&#39;ya. Nedendir bilinmez, i&ccedil;inden bir şeyler kopar, y&uuml;reğindeki yağlar erirdi tavaf ederken... Hamza&#39;nın bu aydan d&ouml;n&uuml;şteki tavaf manzarası g&ouml;rmeğe değerdi. Zira dağlara baş eğmeyen bir yiğit olan Hamza&#39;nın bu m&uuml;tevazı tavrı, onun kadar yiğitliği olmayan başkalarına nispetle daha da bir değerli oluyordu. B&ouml;ylesine dağları bile ensesinden bağlayıp assalar eğilmeyecek olan bu dik baş, K&acirc;be &ouml;n&uuml;nde nasıl da h&uuml;rmetle eğiliyordu. Ancak bu defa &ccedil;ok daha başka bir şey olmuştu; Allah huzu-runda eğilmeyi reddeden Ebti Cehil ve yandaşları, Hamza&#39;dan iyi bir tokat yiyerek eğilmez zannettikleri dik başlarını eğmişlerdi. Bu eğilme; K&acirc;be&#39;nin Rabbi huzurunda başını h&uuml;rmetle eğen Hamza gibi bir yiğidin kahramanlığı ve ...

Detaylar

Allah'ın Kılıcı Halid Bin Velid

&quot;Şimdi, kendimi at kişnemeleri arasında, &#39;Allah, Allah&#39; nidalarıyla insanlara dar gelen Yerm&uuml;k vadisinde hissediyorum. Vallahi Rabbimden beni her gaz&acirc;da diriltmesini ve o savaşın hakkını vermeyi isterim.&quot; Sonra biraz durdu ve dedi ki; &quot;Vasiyetimi bildiriyorum, beni ayağa kaldırın...&quot; Ayağa kaldırdılar; &quot;Kılıcımı getirin!&quot; &quot;Neden efendimiz?&quot; &quot;Burnu &uuml;zerine d&uuml;şerek hırıltılarla &ouml;len deve gibi &ouml;lmek istemiyorum. Bu g&ouml;zler korkaklar gibi uyumadı.&quot; Y&uuml;z&uuml;nde soğuk terler birikiyordu; &quot;&Ouml;l&uuml;m&uuml;, savaştaymışım gibi ayakta karşılayacağım. &Ouml;ld&uuml;ğ&uuml;m zaman atımı muharebede tehlikelere dalabilen bir yiğide veriniz. Atım ve kılıcımdan başka bir şeye sahip olmadan &ouml;leceğim. Mezarımı, bu kılıcımla kazınız. Kahramanlar kılı&ccedil; ...

Detaylar

Alparslan

Malazgirt Ovası&#39;nda kılınan Cuma namazından sonra b&uuml;t&uuml;n erler birbirleriyle helalleşmişti. Alparslan beyaz bir elbise giymişti. Askerlerine d&ouml;nerek ş&ouml;yle dedi: &nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &quot;Askerlerim; Burada Allah&#39;tan başka bir sultan yoktur. Emir ve kader tamamıyla O&#39;nun elindedir. Bu sebeple benimle birlikte savaşmakta veya savaşmamakta serbestsiniz. Ben de sizlerden biriyim ve sizinle birlikte savaşacağım. Eğer burada şehit d&uuml;şecek olursam bu elbise kefenim olsun, beni vurulduğum yere g&ouml;m&uuml;n.&quot;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Askerler bu konuşmanın ardından heyecanla; &quot;Asla emrinden ayrılmayacağız!&quot; diye haykırdılar. Ve kılıcı sıyıran Alparslan, &quot;Bismillah diyerek atını ...

Detaylar

Denizler Fatihi Barbaros Kardeşler

Şanlı Akdeniz havzasında ve hatta daha uzak yerlerde Barbaros kardeşlerin mertliği, yigitligi, zaferler kazanmaları M&uuml;sl&uuml;manları sevindirirken, Avrupalı&nbsp;s&ouml;m&uuml;rgecileri endişelere sevk ediyordu. Osmanlı&#39;nın Akdeniz&#39;deki g&uuml;c&uuml;n&uuml;n artmasından rahatsız olan Papalık, hızla ha&ccedil;lı donanmasını oluşturarak başına Andrea Doria&#39;yı getirdi. İki donanma Preveze K&ouml;rfezi &ouml;nlerinde karşılaştı. Yarım daire şeklinde ilerleyen Osmanlı donanmasının sağ kanadında Salih Reis, sol kanadında Seydi Ali Reis, arkada ihtiyat i&ccedil;in Turgut Reis ve merkezde de Barbaros Hayreddin paşa vardı. Mehter marşının &ccedil;oşturmasıyla ve Allah Allah nidalarıyla patlamaya hazır bir volkan haline gelen leventler hep bir ağızdan zafer marşları s&ouml;yl&uuml;yorlardı: Deniz &uuml;st&uuml;nde y&uuml;r&uuml;r&uuml;z / D&uuml;şmanı arar buluruz / ...

Detaylar

Fatih Sultan Mehmed

Tarihler altı Nisan 1453&#39;&uuml; g&ouml;sterirken, yıllardan beri hazırlıkları s&uuml;ren kuşatma neredeyse başlayacaktı. Sultan Mehmed Han, son emirlerini verdi; &quot;Aslanlarım, artık s&ouml;z&uuml;n bittiği ve savaşın başladığı zamana Allah&#39;ın izni ile ulaştık, b&uuml;y&uuml;klerimizin dualarını aldık. &quot;Sonra top&ccedil;ulara dedi ki; &quot;Artık iki tonluk g&uuml;lle atan toplarım ateşe başlasınlar, diğer k&uuml;&ccedil;&uuml;k bataryalar da onlara katılsınlar.&quot; Sonra da havancılara d&ouml;nerek emrini s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;; &quot;Havancılarım ise, Hali&ccedil;&#39;teki d&uuml;şman donanmasına havan ateşi a&ccedil;sınlar.&quot; Sonra b&uuml;y&uuml;k ordusunun diger sınıflarına&nbsp;da şu emri verdi; &quot;Bu arada mancınıklarım, y&uuml;r&uuml;yen kulelerim, u&ccedil;an f&uuml;zelerim durmasın, &uuml;zerlerine d&uuml;şeni yerine ...

Detaylar

Fatih Sultan Mehmet

Sultan Mehmet, F&acirc;tih olmayı ger&ccedil;ekten kafasına koymuş&nbsp; bulunuyordu, esasen kendinden emin ve kararlı g&ouml;r&uuml;nmeliydi. &nbsp; &ldquo;Ma&ccedil;ka ve Dolapdere taraflarındaki ağa&ccedil;lar bu gece kesilsin,&nbsp; kızaklar yapılarak altmış yedi par&ccedil;alık ince donanma bu gece&nbsp; Hali&ccedil;&rsquo;e indirilsin, havan ateşi hi&ccedil; kesilmesin ki, d&uuml;şman durumu fark edemesin!&rdquo; &nbsp; &ldquo;Gemiler karadan mı y&uuml;r&uuml;yecek yani, sultanım?!&rdquo; &nbsp; &ldquo;Denizden y&uuml;r&uuml;yerek zinciri kıramayınca, biz de karadan y&uuml;r&uuml;r&uuml;z.&rdquo; &nbsp; Ertesi g&uuml;n koca Osmanlı ince donanmasını Hali&ccedil;&rsquo;te g&ouml;ren Bizanslılar &acirc;deta k&uuml;&ccedil;&uuml;k dillerini yuttular. Bu sırada surlardan durumu&nbsp; seyreden Prens Dukas ş&ouml;yle dedi: &ldquo;B&ouml;yle bir ...

Detaylar

Halid bin Velid

&ldquo;Şimdi, kendimi at kişnemeleri arasında &lsquo;Allah, Allah&rsquo; nidalarıyla insanlara dar gelen Yerm&uuml;k vadisinde hissediyorum. Vallahi Rabbimden beni her gazada diriltmesini ve o savaşın hakkını vermeyi istedim.&rdquo; Sonra biraz durdu ve dedi ki; &ldquo;Vasiyetimi bildiriyorum, beni ayağa kaldırın&hellip;&rdquo; Ayağa kaldırdılar. &ldquo;Kılıcımı getirin!&rdquo; &ldquo;Neden, efendimiz?&rdquo; &ldquo;Burnu &uuml;zerine d&uuml;şerek hırıltılarla &ouml;len deve gibi &ouml;lmek istemiyorum. Bu g&ouml;zler korkaklar gibi uyumadı.&rdquo; Y&uuml;z&uuml;nde soğuk terler birikiyordu. &ldquo;&Ouml;l&uuml;m&uuml;, savaştaymışım gibi ayakta karşılayacağım. &Ouml;ld&uuml;ğ&uuml;m zaman atımı muharebede tehlikelere dalabilen bir yiğide veriniz. Atım ve kılıcımdan başka bir şeye sahip olmadan &ouml;leceğim. Mezarımı, bu kılıcımla kazınız. Kahramanlar kılı&ccedil; ...

Detaylar

Hz. Hamza

Mekke&rsquo;nin o eşsiz saadet devrinin arifesinde s&acirc;kinleri i&ccedil;inde en heybetli yiğitlerinden biri ş&uuml;phesiz Hamza idi. Tabiat olarak, avı ve macerayı, yiğitliği sever, &nbsp;durgun bir hayattan hi&ccedil; hoşlanmazdı. Av d&ouml;n&uuml;ş&uuml; K&acirc;be&rsquo;ye kavuşmak, onu tavaf etmek ayrı bir haz verirdi ona. Nedendir bilinmez, i&ccedil;inden bir şeyler kopar, y&uuml;reğindeki yağlar erirdi tavaf ederken. &nbsp; Hamza&rsquo;nın bu avdan d&ouml;n&uuml;şteki tavaf manzarası g&ouml;rmeğe değerdi, zira dağlara baş eğmeyen bir yiğit olan Hamza&rsquo;nın bu m&uuml;tevazı tavrı onun kadar yiğitliği olmayan başkalarına nispetle daha da değerli oluyordu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hayatında zaten başı eğik gezenlerin K&acirc;be &ouml;n&uuml;nde baş eğmeleri o kadar dikkat &ccedil;ekici olmazdı, ama Hamza &ouml;yle değildi; b&ouml;ylesine dağları bile ensesinden bağlayıp ...

Detaylar

İmam Şamil

&nbsp;&ldquo;Ey General! &Ccedil;ar&rsquo;ına ş&ouml;yle haber ver ki; Kafkasya&rsquo;nın bağrında daha binlerce Ahulgo gibi kaleler var ve on binlerce Surhay kule yerini almıştır. Bunların hepsi Rabbine baş kaldırıp eceline susamış olanları beklemektedir. Silahlarınızın v&uuml;c&ucirc;dumda a&ccedil;tığı &uuml;&ccedil; yarayı şifalı Dağıstan otlarından kendi ellerimle yaptığım il&acirc;&ccedil;larla şimdiden iyileştirdim ve size karşı harp etmek &uuml;zere hazırlandım. Kalbimde a&ccedil;tığınız evl&acirc;d &uuml; ıy&acirc;l ve hemşiremden gelen ayrı ayrı d&ouml;rt yaranın hi&ccedil;bir h&uuml;km&uuml; yoktur. Geri kalan evl&acirc;d &uuml; ıy&acirc;limi de daha şimdiden vatana ve Allah yoluna kurban olarak adadım. Size ve &Ccedil;ar&rsquo;ınıza her şeyi bol bol vereceğiz, fakat vatanın h&uuml;rriyet ve şerefini asla!&nbsp; Ahulgo&rsquo;da aldığınız kanlı ders k&acirc;fi gelmediyse, ...

Detaylar

KÖSEM VALİDE SULTAN

Harem&rsquo;e giren g&ouml;z&uuml; d&ouml;nm&uuml;ş askerlerin tatlı canına kıymak &uuml;zere &uuml;ş&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;ren K&ouml;sem Sultan &ouml;nce s&ouml;z silahını &ccedil;ekti ve bu gayyadan kurtulmaya &ccedil;alıştı. Olmayınca, para ve servetine el atıp altınla dolu haz&icirc;nesini teklif etti. Ancak kapıya dayanmış olan ecel aman vermek istemiyordu. Her saniyesi bir saat gibi gelen bu dehşetli zaman zarfında geriye bir tek yol kalıyordu; tam bir yiğit gibi d&ouml;v&uuml;şmek... Nitekim Kuş&ccedil;u Mehmed denilen rezille arasında zorlu bir boğuşma patlayıverdi. Zilletin prangasını azı dişleriyle &ccedil;iğneyip t&uuml;k&uuml;ren o asil k&uuml;heylan, ak sa&ccedil;larına rağmen nefsi m&uuml;dafaaya girişmeyi se&ccedil;iyordu. Nitekim sonu mutlak bir &ouml;l&uuml;me &ccedil;ıkan bu er meydanında k&uuml;kremiş bir arslan gibi d&ouml;v&uuml;ş&uuml;yordu. Bu ...

Detaylar

Kûtü'l-Amâra

D&uuml;nyanın &ccedil;eşitli &nbsp;&uuml;lkelerindeki gazeteler, T&uuml;rk Ordusunun İngiliz Ordusu karşısındaki bu zaferine kayıtsız kalmamış, onlar da bunu kendilerince ş&ouml;yle tefsir etmişlerdi: &ldquo;K&ucirc;t&uuml;&rsquo;l-Am&acirc;ra zaferi İngiltere&rsquo;yi i&ccedil;eride ve s&ouml;m&uuml;rgelerinde zor durumda bırakacaktır. K&ucirc;t&rsquo;un bu şekilde s&uuml;k&ucirc;tu İngilizler hesabına asker&icirc; ve siyasi bakımdan b&uuml;y&uuml;k bir darbedir. Nitekim İngiltere&rsquo;nin Şark&rsquo;taki itibarı sarsılmıştır. Gelibolu&nbsp; hezimetinden&nbsp; altı&nbsp; ay&nbsp; sonra&nbsp; burada&nbsp;&nbsp; yeni&nbsp; bir&nbsp; hezimete uğramaları İngilizlerin İslam d&uuml;nyasi &uuml;zerinde sahip olduğu n&uuml;fuza b&uuml;y&uuml;k bir darbe vurmaktadır. Bu muzafferiyet T&uuml;rkiye&rsquo;nin M&uuml;sl&uuml;- man cemiyetler nazarındaki n&uuml;fuzunu y&uuml;celtecek ve ...

Detaylar

Muhteşem Kanuni Sultan Süleyman

&#39;Zigetvar sahasında dağ ve g&ouml;k Z&uuml;lfikar kılıcının şeklini alarak&nbsp; yatarlarken, hilalin nazlı y&uuml;kselişi yorgun Kanun&icirc;&rsquo; nin zihnine serin alevler vererek bir nebze coşturmuştu. Bilal&rsquo;in ezanı kulağında uğuldarken, H&acirc;lid&rsquo;in n&acirc;rası, Saad&rsquo;ın satveti K&acirc;be&rsquo;nin kokularıyla karışarak bir bad-ı sabanın kollarında gelip h&uuml;z&uuml;nl&uuml; bir ferahlıkla etrafını aldı, kutlu bir davetin m&uuml;jdesini getirdi.&nbsp; Hasta Padişah i&ccedil;in uzun ge&ccedil;en bir geceden sonra sabaha karşı toprak &uuml;zerindeki karanlık &ouml;rt&uuml; canavardan ka&ccedil;an s&uuml;r&uuml;ler gibi&nbsp; dağılırken, onun ardından bembeyaz g&uuml;m&uuml;ş&icirc; sabah perdesi&nbsp; son bir kere daha yery&uuml;z&uuml;ne geriliyordu.&rsquo; Osmanlı&rsquo; yı g&uuml;c&uuml;n&uuml;n ve ihtişamının doruğuna &ccedil;ıkararak ...

Detaylar

Mus'ab Bin Umeyr

Mus&#39;ab şehirlerin anası Mekke&#39;de varlık i&ccedil;inde y&uuml;zen bir ailede d&uuml;nyaya gelmişti. Şehrin bu yakışıklı ve narin delikanlısı &ccedil;ok &ccedil;etin bir zamanda peygamberlik ayının hakikat g&uuml;neşinden alıp sunduğu iksirle nurlandı. İman ve irfan yolunda ve hakikatin kaynağı Neb&icirc;&#39;nin ardınca ve hep dikenler &uuml;zerinde y&uuml;r&uuml;d&uuml;. Yoksul d&uuml;şm&uuml;ş olmasına rağmen, &ouml;zellikle Medine&#39;de İslam&#39;ın temellerini atmada fevkal&acirc;de &nbsp;hizmetleri ...

Detaylar

O Bir Osmanlı Ermenisi

&quot;Hasan&#39;la Suzan&#39;ın Kerem ile Aslı&#39;da beter fakat yazılıp s&ouml;ylenmemiş bir aşkları var!&quot; deyince aklıma bir muziplik geldi: &quot;Yoksa bana Hasan ile Suzan&#39;ın aşkını mı yazdıracaksın?&quot; Başını yana &ccedil;evirerek ileri geri salladı: &quot;Ah, Kerem&#39;ler yok artık, Aslı&#39;lar da ne yazık ki asıllarına sadık değiller!&quot; İşin ger&ccedil;eği ben g&uuml;lerken de olsa irkilmiştim, o meşhur hik&acirc;yede de Kerem bir T&uuml;rk, Aslı ise Ermeni kızıydı. Fakat şimdi alabildiğine kaynayan, Osmanlı Devletini temelinden sarsan hadiselerin i&ccedil;inde cereyan eden bu aşk hik&acirc;yesi &ccedil;ok daha yaman ve ibretli olmalıydı. Beni d&uuml;ş&uuml;ncelere dalmış g&ouml;r&uuml;nce: &quot;Oğlum, artık benim kim olduğumu ve sana canlı şahit olarak &ccedil;ok şey anlatacağımı, belgeler ve bilgiler vereceğimi &ouml;ğrenmiş bulunuyorsun. Hasan&#39;ım ...

Detaylar

Osmanlı Türkçesine Giriş

MUKADDEME Biraz ge&ccedil; kalmış da olsa, &uuml;lkemizde her ge&ccedil;en g&uuml;n hayat damarımız olan Osmanlı T&uuml;rk&ccedil;esi&rsquo;ne olan ilgi ve ihtiya&ccedil; kendisini daha fazla hissettirmeye başladı. Bu g&uuml;zel his ve arayışın artık el yordamıyla değil, daha ilm&icirc; ve elle tutulup g&ouml;zle g&ouml;r&uuml;l&uuml;r hale ge&ccedil;erek devam etmesinin zamanı da gelmiştir. Batılılar 1880&rsquo;li yıllardan sonra, daha Osmanlı Devleti ayakta iken Osmanlı T&uuml;rk&ccedil;esi&rsquo;ni &ouml;ğrenmek ve &ouml;ğretmek, bu arada keşfetmek &uuml;zere iyi &ccedil;alışmalar yapmışlardır. Cumhuriyet devrinde ise bu sahada bu aziz millete bu işin dersini verecek duruma gelmeleri ve &ouml;zellikle diplomatika ve siyakat yazıları hakkında ortaya koydukları eserler bizleri mahcup edecek seviyededir. Osmanlı T&uuml;rk&ccedil;esi&rsquo;nin kaideleriyle birlikte; nesih, ...

Detaylar

Savaşçıların Efendisi Alparslan

Cum&acirc; sabahı eşsiz Sultan Alparslan her zamankinden biraz daha farklıydı. Askerinin karşısına &ccedil;ıktığında o bir sultan gibi değildi. Fakat sanki etrafındaki neferlerinden herhangi biriydi. Askerlerinin de ona davranışlarında b&uuml;y&uuml;k bir saygı vardı. Ama ona bir İmparator gibi de yerleri &ouml;perek, secde vaziyeti alarak yapmacık davranmıyorlardı. Yiğitlerinin arasında bir nefer gibi dolaştı. Onların y&uuml;zlerine baktı, g&ouml;zlerindeki zafere susamışlığı hisseti. Kendisi gibi askeri de kalabalık Bizans ordusundan korkmamıştı. Bu esnada Sultan Alparslan&#39;ın bir şey s&ouml;ylemeksizin onların y&uuml;zlerini ve g&ouml;zlerini okuyan ifadelerle gezişini diller t&acirc;rif edemezdi. Sanki neferler bakışlarıyla ş&ouml;yle diyorlardı; &quot;Bizim yanımızda sizin gibi mert bir Sultan olduktan sonra, &ouml;l&uuml;me de gideriz, zafere de... Sen yeter ki emir ver, ...

Detaylar

Selahaddin Eyyubi

ŞARK&#39;IN EN SEVGİLİ SULTANI; Neredeyse b&uuml;t&uuml;n &ouml;mr&uuml;n&uuml; Kud&uuml;s&#39;&uuml;n ve Mescid-i Aksa&#39;nın Ha&ccedil;lılardan geri alınmasına adayan b&uuml;y&uuml;k kumandan, &Ccedil;&ouml;lde &ccedil;adırda yatarken kendisine bir saray yapmayı teklif edenlere; &quot;Allah&#39;ın evi esir iken, muhasara altındayken ben nasıl saray d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r&uuml;m!&quot; diyen sadık insan. 1187&#39;de Kud&uuml;s&#39;&uuml; fethederek, 88 yıllık Ha&ccedil;lı işgaline son veren muzaffer komutan, SELAHADDİN ...

Detaylar

Sultan IV. Murad Han

Murad Han şişmanca, kemik yapısı fil gibi sağlam ve aynı zamanda ateş&icirc;n bir ruha sahipti. Koşmakta olan bir attan diğerine atlıyor, attığı cirit yaydan boşanan ok gibi gidiyordu. Okları ise t&uuml;fek mermisinden daha uzağa d&uuml;ş&uuml;yor, okuyla demir levhaları deldiği s&ouml;yleniyordu. Hind Ş&acirc;hı Hurrem ona fil kulağından ve gergedan postuyla kaplı bir kalkan g&ouml;ndermişti. El&ccedil;isi: &ldquo;Sultanım, buna t&uuml;fek ve kılı&ccedil; k&acirc;r etmez&rdquo; dediğinde mızrağını vurup temrenini arkadan &ccedil;ıkarmıştı. Mert P&acirc;dişah o kalkanın i&ccedil;ine beş y&uuml;z altın koyup el&ccedil;iye verdi. O da onu Hind P&acirc;dişahının saray kapısına asmak &uuml;zere geldiği yere g&ouml;t&uuml;rd&uuml;. İran&rsquo;a Sultan S&uuml;leyman&rsquo;ın sınırını kabul ettirmiş ve devleti hep zirvede g&ouml;rmek istemişti. Akıncıları ise Bavyera&rsquo;ya kadar girip ...

Detaylar

Vermeyince Mabud

Bu hik&acirc;yeler şimdiye kadar yazılmış olanlardan bir&ccedil;ok y&ouml;nden farklıdır: İ&ccedil;lerinde ger&ccedil;ek hayata ışık tutan ve bir bakıma şarkın binlerce yıllık tecr&uuml;besini ortaya koyan hik&acirc;yeler bulunmaktadır. Yine tarihte hayatın i&ccedil;inde yaşanmış ve bundan sonra da benzerleri yaşanacak olan ibret levhaları g&ouml;zler &ouml;n&uuml;ne serilmiştir. Yine bizzat yazarımızın i&ccedil;inde bulunduğu ve kısmen de kahramanı olduğu hatıralar da bu &ccedil;alışmada yer almaktadır&hellip; Burada anlatılanların bir kısmı da belgesi g&ouml;sterilemeyen ger&ccedil;ek bir tarihi ifade etmektedir. Hem tatlı bir akıcılıkla hayatı anlatan manzaraları &acirc;deta seyretmek ve hem de tarihe ve toplum hayatına n&uuml;fuz etmede bu n&uuml;ktelerin birer kılavuz rol&uuml; oynayacağına inanıyoruz. Yazarımız buradaki bir&ccedil;ok hik&acirc;ye cemiyet hayatının ...

Detaylar

Yavuz Sultan Selim

Devraldığı imparatorluğu sekiz yılda tam iki bu&ccedil;uk kat b&uuml;y&uuml;terek Osmanlı&#39;yı &uuml;&ccedil; kıtaya hakim muazzam bir g&uuml;ce kavuşturan yiğit ve cesur h&uuml;k&uuml;mdar... Akdenizi boydan boya Osmanlı sahili haline getiren &quot;Yavuz&quot; ...

Detaylar